G-925040 G-925040
Yazı Detayı
19 Aralık 2016 - Pazartesi 12:11 Bu yazı 759 kez okundu
 
HAYATIN RİTMİ (1)
Uzm. Dr. Murat BALANLI
 
 

 

Makam denilince aklımıza ilk olarak musikideki makamlar gelmekle birlikte, dilimizde pek çok anlamda kullanılmaktadır. 15. Yy dan beri makam sözcüğü bu coğrafyada vardır. Burçların bulunduğu yerlere de makam denilmiş ve 12 felek için 12 makam yani 12 ayrı müzikal kuralın kullanıldığı düşünülmektedir.

Bununla birlikte tasavvuf düşüncesinde de, insanın ahlaki yönden kendini arındırması ve kemale ulaşması esnasındaki basamakları, durakları, aşamaları makam kelimesi ile anlatırız. Hac tecrübesini yaşayanlarda bilirler ki, Kabe’nin hemen önünde Makam-ı İbrahim diye adlandırılan bir yer vardır. Burası ‘ben müslim olanların ilkiyim’ diyen İbrahim (AS) gibi olmak isteyenlerin durduğu yerdir ve makam burada durmak demektir.   İster ontolojik anlamda olsun, isterse teolojik anlamda olsun, makam bir aşamayı, durumu, basamakları ve sükûneti ifade etmek için kullanılan bir terim olarak karşımıza çıkar.

Kadim kültürlerden günümüze kadar gelen musikinin nağmeleri ve ritimleri, belli prensiplere göre tertip edilmiş ve tanımlanmıştır. Filozofların neredeyse hepsinin musiki ile ilgilenmesi boşuna değildir. Eğer bilginin ve hakikatin tek olduğuna inanıyorsak, var olagelen her şeyin birbiriyle yakından alakalı olması gerektiğini kavrayabiliriz. Bu nedenledir ki geçmiş dönem filozoflar, matematik, astronomi, sağlık, şifa ve musiki konularıyla birlikte meşgul olmuşlar ve bugün sahip olduğumuz pek çok bilginin temellerini atmışlardır.

Bugünkü bilgilerimize göre akustiğin temelinin Pisagor’a ait olduğu düşünülmektedir. Bir telin uzunluğu ile sesin yüksekliği arasındaki ilişkiyi matematiksel olarak saptayan Pisagor, öğrencilerine belirli melodilerin insan bedeni üzerinde yarattığı belirli tepkileri öğretmiş; doğru düzendeki seslerin iyileşme sürecinde yarattığı hızlanmayı göstermiş, Sokrates ise, müzikal tonların altındaki bilinçaltı etkisini, Aristo müziğin duyguları açığa çıkarmadaki gücünü, Eflatun ise ritmin, insan psikolojisi üzerindeki etkilerini araştırmıştır.  Sonuç olarak hepsi de müziğin ve ritmin alem içinde gezegenlerin hareketleriyle aynı prensiplerle oluştuğunu düşünmüşlerdir. Gezegenler  güneşin etrafında belli yörüngelerde dolanırlar yani  tesbih  ederler. Makro alemde gerçekleşen bu olay aynı şekilde mikro alem de de ortaya çıkar. Atom denilen maddenin en küçük yapıtaşında da ortadaki bir çekirdek etrafında elektronlar ritmik ve simetrik olarak dönerler. Dolayısı ile hepsinde bir uyum ve harmoni vardır. Işık ve ses te aynı kurallar çerçevesinde oluşmaktadır. Bu nedenle bir ressamın ya da müzisyenin eserinin hoşumuza gitmesi, aynı simetriyi ve uyumu yakalamış olması gerçeğinden kaynaklanıyor olması muhtemeldir. Sanırım bir insanı sanatçı yapan şey de, yaratılmış olan da  kozmik uyumu görebilmesi ve bunu eserine yansıtabilmesidir.

Bizler de hayat yolculuğumuzu sürdürürken, her seçim alanında rotamızı çiziyoruz. Yani sonuç olarak şunu söylememiz mümkündür ki, insan eğer insan olmanın gereklerini yerine getirmiyorsa, yani yaradılış gayesinden kopmuşsa, kendi kendisine haksızlık ve zulüm yapıyor demektir. Bu ahlaki zaafiyet sonuçta kendisini,  insanın hem zihni hem de fiziki bedenin de açığa çıkartır. Yani yörüngesinden çıkmakla, haddini/sınırlarını aşmak suretiyle kendine zarar vermektedir.

 
Etiketler: HAYATIN, RİTMİ, (1),
Yorumlar
Haber Yazılımı sanalbasin.com üyesidir